Mecburiyetlerimiz
Merhaba, bu yazıyı yazarken belli bir niyetim yok. Düşüncelerimin ve çağrışımların beni götürdüğü yere doğru sürükleneceğiz beraber. Tıpkı hayatın akışında bizim bir o yana bir bu yana savrulmalarımız gibi. Bu sürüklenişi bir at arabasına boynundan zincirlenmiş hırçın bir köpeğe benzetmek pek mümkün geliyor bana. Hışımla sağa sola atılır zincire bağlı köpek ancak gidebileceği alan zincirin uzunluğuna ve at arabasının konumuna bağlıdır. Daha fazlası elinde değil. At arabası hareket ettiğinde direnebilir veya onun hızına ayak uydurabilmek adına koşar. Her durumda da arabayla gitmek mecburiyetindedir. Yalnızca kendi zincirinin el verdiği ölçüde özgürce hareket edebilmek kabiliyetindedir. Yazıyı okurken at arabasına bağlı bir köpeğin dramından bahsettiğimi düşünmüyorsunuzdur umuyorum. Tabii bu durum da acı ancak kendimin ve bizim bulunduğumuzun durumun pek farklı olduğu görüşünde değilim. Hayatta bizim elimizde olmayan ne çok dış etken var. Doğduğumuz yer, ailemiz, genetiğimiz, büyüdüğümüz semt saymakla bitmeyecek boynumuza bağlanmış zincirlerden bazıları. Ancak yaşamımızda elimizde olan ve olmayan başkalıkların kabulünü kavramak yeterli olmuyor. Neyin elimizde olup da neyin olmadığını bilebilmek bana yegane huzuru sağlayabilecek bilgiymiş gibi geliyor. Sınırımı bilebilirsem ne için çabalayıp ne için onun benim zorunluluğum olduğunun bilgisine sahip olabilirsem işte o zaman gerçekten huzuru ve sükuneti sağlayabileceğimi hissediyorum. Yaşıyor olmamın, ırkımın, cinsiyetimin elimde olmadığının farkında olabilmek ne kadar kolay olsa da her zorunluluğun bilgisi bu kadar açık ve seçik gözükmüyor bana. Zira onca çabalar harcayıp okuduğum okulun, uğraştığım mesleğin, karakterimin, iyi ya da kötü bir insan olmamın, hissetmemin, düşüncelerimin ne kadarı beni sürükleyen birer at arabası ne kadarı benim içinde doyasıya hareket edebildiğim zincirimin içerisinde kalan bir alan diye sorunca yanıtsız kalıyorum.