Kayıtlar

Hayat Zor Mu?

Resim
İşin nihayetinde zaman gecenin karanlığında süzülürken gözüme uyku girmemiş bir vaziyette gayri ihtiyari söylerken buluyorum kendimi bu sözü. "Hayat zor" ve derin bir ah çekiyorum. Yarın çalışacak olmak zor geliyor gözüme. Karşıma çıkacak hastalardan, çözemeyeceğim vakalardan korkuyorum şimdiden. Uyursam zaman hızla akacak ve her ay ortalama sekiz defa girdiğim bu zorlu sınava tekrar uyanacağım. Boğazı ağrıyanlar, bulantısı olanlar, gebeler, çocuklar, yenidoğanlar, yaşlılar, suçlular, kazazedeler, saldırgan tavırları olanlar, kaba hastalar, nazik hastalar, hemşireler, hocalar, güvenlikler... Hepsi sabah beni bekliyor. Hastane kapısındam girdiğim an ben artık kendim olmayacağım yarın. Sahnede doktor rolünü canlandıran bir aktör olacağım. Acaba bu kez nasıl bir performans sergileyeceğim? Kimilerine göre çok iyi bir doktor iken kimi hastalara göre çok toy olarak görülecek bu doktor da hiçbir şey bilmiyor diye söylenilecek arkamdan. Sahi kim ne biliyor ki zaten? Bazı hemşireler b...

Gelecekten Bildiriyorum

Resim
Meslekte 9. ayım. Yaklaşık 8000 hasta bakmış olmalıyım. 25.000 kişinin yaşadığı kasabamın çoluğundan çocuğundan yaşlısına baktım bu 9 ayda. 1. senemi tamamladığımda yarısından fazlasını görmüş olacağım demek bu. Artık merak ettiğim gelecekten bildiriyorum. Bir sahil kasabasında doktor olmanın nasıl olacağını düşlerdim hep. İstanbul'dan uzakta tüm kalabalıktan ve koşturmadan uzakta sakin bir yaşamın hayalini kurardım öğrenciyken. İşte o zaman huzurlu ve mutlu olacağım derdim. Ancak şimdi de geçmişe sıkışmış kalmış olduğumu itiraf etmek durumundayım. Öğrenciliğin verdiği sorumsuzluğu, özgürlüğü ve arkadaşlıklarımı özlüyorum. Ünvansız olduğum zamanları. Hocam diye anılmadığım. Öğrenci olmanın verdiği cesaret ile salaşca hareket edebilmeyi, hata yapmamın mazur görüldüğü o zamanları. Ah ve İstanbul'u. Burada şunu farkettim. Nerede olduğumuzdan ziyade kimler ile olduğumuz oldukça önemliymiş. Yazdıklarımdan kötü durumda olduğumu düşünmeyelim. Halim vaktim yerimde. Sağlığım yerinde. Yi...

İçimde Ölen Bir Şeyler

Resim
Meslekte 6. ayım doldu. İlk aylar sürekli stresten ellerimde yüzlerimde döküntüler çıkardığım dönemler geride kaldı artık. Kapıdan kimin gireceğini bilememek hala beni gerim gerim gerse de en kötünün ölüm olacağı düşüncesine sığınarak kendimi rahatlatıyorum. 10 dakika önce bir hastamı kaybedip sonrasında boğazı ağrıyan bir hastaya soğukkanlılıkla bakabiliyor olmak bana sıradan bir olaymış gibi geliyorsa da düştüğüm vaziyeti düşününce ölüme olan vurdumduymazlığım bu alışmışlığım ruhumu inceden ürpertiyor. Başka kim bir hayatın sonlanışına şahit olup sonra arkadaşları ile gülüp yemek yiyebilir ki. Bu meslek kalbimden ruhumdan bir şeyleri aldı götürdü. Eskisi kadar heyecanlı, duygulu değilim artık. Ortak değerleri paylaşamadığım insanları farkında olmadan kırıyor ilişkilerimi parçalıyorum. Ancak diğer türlü de bu mesleğe devam edebilmem mümkün değil. İlk kaybettiğim hastamı hatırlıyorum. birkaç hafta etkisinden çıkamamış. Rüyalarımda onu görmüştüm. Hala ismini hatırlıyorum. Onun ismi her ...

İlk Nöbet

 Uzun yıllar süren eğitim serüvenimin ardından hep oldukça uzak bir gelecekte olduğunu düşündüğüm meslek hayatımın ilk günü bir anda gelip çattı. Halen kendimi öğrenci hissederken kendimi bir anda acil serviste doktor olarak buldum. 6 yıllık tıp eğitimim, girdiğim yüzlerce sınav, katıldığım onca pratik onca hastane stajı; bazen gizli gizli bazen açıktan beni bugüne hazırlıyordu. Ne kadar hazır hissettiğimi ne kadar hazır olduğumu tartışabilsek de artık bunun pek de bir öneminin olduğuna inanmıyorum. Gariptir. Mesleğe başlamadan önce ilk hastamı unutmam diye düşünüyordum. Ancak ilk nöbetimden 2 gün sonra ilk hastamı hatırlayamıyorum. Mesleğe aslında sandığımdan daha hazır ancak hayal ettiğimden çok daha yetersiz olduğumu farkettim ilk nöbetimde. Başta biraz afalladım. Perifere gitmek gerçekten de farklı bir hismiş. Her zaman danışabileceğin, bir sıkıntı olduğunda sorumluluğu bir başkasına devredebileceğin üniversite hastanemden çok daha farklı bir ortam. Burada da elbet danışacak fi...

Kendime Bir Uyarının Tekrarı

 Bir Ağustos sabahı, gece uyuyamayan ben yazarınızın gözlerinden uyku damlıyor ancak yazmak heyecanını duyuyorum içimde. Bir süredir geçmiş ve gelecek ile hayli meşgul olduğumu görüyorum. Zira mevcut konumumun üniversite hayatımın sonlanışı ve iş hayatımın başlangıcının tam arasında arafta bir konumda olması beni bu vaziyete daha beter sürüklüyor. Tek sebep bu değil lakin bir süredir bu halde olduğumun farkındayım. Geleceğin olası pozisyonlarının tasarıları ile beynimi yorarken bir yandan da geçmişten dersler çıkartıp hamlelerimi ona göre seçmeye çalışmak ile meşgulüm. Pek kötü olduğum satranç oyununu sekize sekiz tabladan çıkartıp kendi yaşam felsefeme uyarladığımı maalesef itiraf etmek durumundayım. Bu sanrıya ne zaman kapıldığımı bilmiyorum. Ancak hayatımda bir noktada tüm olası durumları görüp en doğru şekilde davranırsam beni mutluluğa götürmesini zannettiğim hedeflerime ulaşabileceğimi sandığım bir noktadan geçmişim. Tam olarak ne zaman oldu diyemem. hatta bilinçli bile olduğ...

Mecburiyetlerimiz

    Merhaba, bu yazıyı yazarken belli bir niyetim yok. Düşüncelerimin ve çağrışımların beni götürdüğü yere doğru sürükleneceğiz beraber. Tıpkı hayatın akışında bizim bir o yana bir bu yana savrulmalarımız gibi. Bu sürüklenişi bir at arabasına boynundan zincirlenmiş hırçın bir köpeğe benzetmek pek mümkün geliyor bana. Hışımla sağa sola atılır zincire bağlı köpek ancak gidebileceği alan zincirin uzunluğuna ve at arabasının konumuna bağlıdır. Daha fazlası elinde değil. At arabası hareket ettiğinde direnebilir veya onun hızına ayak uydurabilmek adına koşar. Her durumda da arabayla gitmek mecburiyetindedir. Yalnızca kendi zincirinin el verdiği ölçüde özgürce hareket edebilmek kabiliyetindedir. Yazıyı okurken at arabasına bağlı bir köpeğin dramından bahsettiğimi düşünmüyorsunuzdur umuyorum. Tabii bu durum da acı ancak kendimin ve bizim bulunduğumuzun durumun pek farklı olduğu görüşünde değilim. Hayatta bizim elimizde olmayan ne çok dış etken var. Doğduğumuz yer, ailemiz, genetiğimiz...

Neden Bilimi Reddettim

  Bundan yıllar önce şimdi okuma şerefini verdiğiniz ben yazarınız, bir tarafında bendenizin diğer bir tarafında ise tüm akrabalarım ve ailemin olduğu  bitmeyecek bir tartışma başlatmıştım. Evrim ile tanışan, "Türlerin Kökeni"ni kurcalayan ve dünyanın karanlığının bilim ile aydınlatılabileceğine kanaat getiren ben buna kendim ve çevremden başlayabileceğimde karar kılmış. Evrimi kabul etmeyen yakınlarıma bunun reddedilemeyeceğini ve bilimsel bir gerçek olduğunu anlatmaya girişmiştim.  Zaman içerisinde artık ben bu düşüncemi paylaşma isteğimi yitirsem de bu tartışma ben ve yakınlarım arasında hiç bitmeyen bir meseleye dönüştü. Ancak işin ilginç yanı yıllar geçtikçe tek başıma olduğum safta babamın, annemin, kardeşimin ve hatta bana şiddetle karşı çıkan dayımın bile desteğini kazanmıştım. İslamiyet ve evrim bu insanlara göre iki zıt kavramdı. Maymunumsu canlılardan gelmemiz demek kutsal kitapta yazan hikayelerin tam tersi demekti ve yaratıcının müdahelesini yok saymak, onu r...