Kendime Bir Uyarının Tekrarı
Bir Ağustos sabahı, gece uyuyamayan ben yazarınızın gözlerinden uyku damlıyor ancak yazmak heyecanını duyuyorum içimde. Bir süredir geçmiş ve gelecek ile hayli meşgul olduğumu görüyorum. Zira mevcut konumumun üniversite hayatımın sonlanışı ve iş hayatımın başlangıcının tam arasında arafta bir konumda olması beni bu vaziyete daha beter sürüklüyor. Tek sebep bu değil lakin bir süredir bu halde olduğumun farkındayım. Geleceğin olası pozisyonlarının tasarıları ile beynimi yorarken bir yandan da geçmişten dersler çıkartıp hamlelerimi ona göre seçmeye çalışmak ile meşgulüm. Pek kötü olduğum satranç oyununu sekize sekiz tabladan çıkartıp kendi yaşam felsefeme uyarladığımı maalesef itiraf etmek durumundayım. Bu sanrıya ne zaman kapıldığımı bilmiyorum. Ancak hayatımda bir noktada tüm olası durumları görüp en doğru şekilde davranırsam beni mutluluğa götürmesini zannettiğim hedeflerime ulaşabileceğimi sandığım bir noktadan geçmişim. Tam olarak ne zaman oldu diyemem. hatta bilinçli bile olduğunu söylemem. Bir şekilde buna içten içe inanmaya başlamış ümitlerimi bu inanca bağlamışım. Ve bu hastalıklı düşünce öylesine yerleşmiş ki içimde beni sarıp sarmalamış sonuçta hayatım bir oyuna, her davranışım, ağzımdan çıkan her söz çok önemli bir hal kazanıp üzerine uzun uzun düşünülmesi getirilerinin ve götürülerinin analizleri yapılması gereken zor kararlara dönüşmüş. Bu sebeptendir ki uzunca bir süredir hayatımın elimde olduğunu söyleyebileceğim tek kısmını çarçur etmişim. Şimdiyi. Ancak bu savurganlığımın farkına da şimdi varmıyorum. İlk defa etmiyorum bu sözleri kendi kendime. Yine de bir nasihat niteliğinde yazmak istedim kendime bu uyarımı.