İçimde Ölen Bir Şeyler

Meslekte 6. ayım doldu. İlk aylar sürekli stresten ellerimde yüzlerimde döküntüler çıkardığım dönemler geride kaldı artık. Kapıdan kimin gireceğini bilememek hala beni gerim gerim gerse de en kötünün ölüm olacağı düşüncesine sığınarak kendimi rahatlatıyorum. 10 dakika önce bir hastamı kaybedip sonrasında boğazı ağrıyan bir hastaya soğukkanlılıkla bakabiliyor olmak bana sıradan bir olaymış gibi geliyorsa da düştüğüm vaziyeti düşününce ölüme olan vurdumduymazlığım bu alışmışlığım ruhumu inceden ürpertiyor. Başka kim bir hayatın sonlanışına şahit olup sonra arkadaşları ile gülüp yemek yiyebilir ki. Bu meslek kalbimden ruhumdan bir şeyleri aldı götürdü. Eskisi kadar heyecanlı, duygulu değilim artık. Ortak değerleri paylaşamadığım insanları farkında olmadan kırıyor ilişkilerimi parçalıyorum. Ancak diğer türlü de bu mesleğe devam edebilmem mümkün değil. İlk kaybettiğim hastamı hatırlıyorum. birkaç hafta etkisinden çıkamamış. Rüyalarımda onu görmüştüm. Hala ismini hatırlıyorum. Onun ismi her aklıma gelişinde bir bıçak gibi kesiyor düşüncelerimi donakalıyorum. Acaba kurtarabilir miydim onu? Yapamazdım. Cevabı bilsem de sormadan edemiyorum. Şimdi her şey daha kolay. Ölüme alışınca yaşamak daha güzel. Hayatımın her an sonlanabileceği fikri ben bir öğrenciyken korku verirdi bana. Uzatmanın peşindeydim elimde kalan sayılı zamanı. Oysa elimden ne gelir ki. 7 ile 77 yaşında ölmek arasında bir fark olmadığını insanın hayatının evrenin içinde bir nokta olduğunu anlayınca rahatladım. Akıntıya bıraktım kendimi. Sürüklenip gidiyorum. 


Bu blogdaki popüler yayınlar

Hayat Zor Mu?

Gelecekten Bildiriyorum

Mecburiyetlerimiz